24 Temmuz 2014 Perşembe

Yazmak mı doğru olur yoksa yazmamak mı.. ;)

      Sevgili mi desem yoksa güzel olan son günlerimizi yaşattığın mı.. bilemedim senin için nasıl başlanır cümleye 2014.. !!!  Neyse hadi henüz insanlığımızı tamamen kaybetmediğimiz için saygımızı bozmayalım.. Sevgili 2014 yolun yarısını devirdik.. tatlı demek isterdim ama üzgünüm ki tadı da tuzu da olmadı.. kalmadı da zaten.. Hangi birini sayim ki.. Ne çabuk unutuyoruz hayatın akışında yaşanan onca acıyı.. dün geride kaldı bugünse yeni bir acı.. yarın başka bir acı.. derken elimizden gelen tek şey konuşmak oluyor sadece.. Her kafadan bir ses.. bağırıyoruz çağırıyoruz.. eleştiriyoruz.. kınıyoruz.. üzülüyoruz.. ama hiç birimiz kendimizi suçlamıyoruz.. neden ? biz çok mu doğruyuz çok mu insanız karşı durduğumuz tepki verdiğimiz her şeyden..? Hiç sanmıyorum.. ! Herkes huzur ve istikrardan bahsederken.. İnsan olmanın kurallarını ahkam kesercesine ortalığa savururken.. kimse insani davranmıyor nedense.. Herkese göre ortada bir doğru bir de yanlış var sadece.. A gurubu doğruyum diyor B gurubu ben doğruyum diyor.. Madem öyle.. o zaman yanlış olan hangisi..? A.lar yanlışın B.de olduğunu B.ler de yanlışın A.da olduğunu söyleyecekler tabi..     
      Kısacası herkesin doğrusu kendine.. Olsun buna karşı değilim zaten.. olması gereken de bu.. Ama bir şeyi unutuyoruz.. İnsan olmayı..!!! Saygı beklerken saygılı mısın..? Ben doğruyum derken savunduğunla davranışların arasında bir çelişki yok mu..? İnsanım derken senin savurduğun acımasızca kelimeler senin vahşetinken; sen nasıl oluyor da insan olmaktan bahsedebiliyorsun..?!  Başkasını suçlarken düşünüyor musun ki.. ben ne yapıyorum diye.. ? EVET.. dediğini duyar gibiyim..! Ne kolay dimi insanın kendini kandırması.. Maalesef ki bu noktaya geldik insan olarak.. Empati sıfır.. objektiflik sıfır.. saygı sıfır.. haklı olmak için ve karşı tarafın başını ezmek için her şey mubahtır.. öyle mi.. ? EVET ÖYLE.. dediğini de duyuyorum.. ! O zaman soruyorum sana din dil ırk ayrımı yapmadan kardeş gibi yaşamak isterken.. Neden tüm bunların olmaması için büyük bir çaba içindesin..? Neden insanlıktan bahsederken insan gibi davranmıyor insan gibi yaşamıyorsun..   

      Neden biliyor musun..? Çünkü sen insanlığı sadece savunuyorsun.. ve savunurken sadece kendi doğrunu koruyarak..başkalarınınkini değil.. !! özgür mü olmak istiyorsun.. ? özgürlük her istediğini yapmak demek değildir.. İstediklerini başkalarının yaşamlarına da saygı göstererek, gerçekleştirmektir özgürlük.. Rezillik çıkartarak kendi doğrunu onlara zorla kabul ettirmeye çalışarak özgür olamazsın.. Zorbalık değildir insanlık.. eşitlikte öyle senin bildiğin gibi bir şey değil zaten.. Eşitlikten bahsederken eşit davranmıyorsan sen eşitliği çoktan egoistlikle karıştırmışsın demektir.. !
      Sadete gelmek gerekirse.. Sen önce kendine şu soruyu sor: '' Ben gerçekten İNSAN mıyım..? ''

21 Eylül 2012 Cuma

HADİ BENİ ANLA.. :)


     Birçok kavram gibi '' anlayış '' dediğimizde de, göreceli olduğunu düşünmemiz gerekir. Kim ne için ne kadar anlayışlı..?! Bence herkesin bir anlayış sınırı var. Bir insan sizi anlamıyorsa ve inatla anladığını söylüyorsa, gülüp geçin ; çünkü ne kadar uğraşırsanız uğraşın, o sizi anlamayacaktır :) Geçenlerde bir arkadaş dedi ki : '' Keskin çizgilerin olmalı ki karşında ki senin ne istediğini anlayabilsin ! '' Evet ! O haklıydı. Ama anlama kısmına gelince, o hala muallakta. Farkındaysanız '' anlayabilsin '' i kullandı ; yani o da emin değil hala.. :) İşte anlayış böyle bir şey.. Hiçbir zaman kimin anlayış gösterip göstermeyeceğini, kimin sizi anlayıp anlamayacağını bilemezsiniz. Açıkçası bende artık birinin beni anlamasını beklemiyorum.. :)
    Temel inandığım kavramlardan biri ise '' gülümse ''.. Gülümseyerek uyanmalı insan güne ki gün içerisinde ne kadar gereksiz sinir bozukluğuyla karşılaşacak olsa da gülmeye devam edebilsin. Tabi en önemlisi de sabrede  bilsin.. :)
   Büyüklerimiz der ki : '' Güne erken başla, erken yat, zinde ol ! '' . Evet haklılar. Var demek ki bildikleri ki söylemişler. Birde ben becerebilsem bunu.. :) Yarasa hayatına alışmış sabahı eden ben, güne neredeyse hiç uyumadan devam etme eziyetiyle yaşıyorum. Ne zorum varsa kendimle.. :)) Alışkanlık diyelim ve gelelim yeni bir kavrama.. :)
   Can alıcı bir kavram. '' Alışkanlık '' dedik mi tüm akan sular durur. Bizi esir alan en lanet kavramdır alışkanlık. En iyi yapıştırıcıdan bile daha sağlamdır. En sağlam dosttan bile daha sadıktır sana. Kurtulmaksa neredeyse imkansızdır. Ama satırlarımın başında bahsettiğim arkadaşın dediği gibi , keskin çizgilerin olursa , sen değilde alışkanlıklar senin esirin olmaya başlar.
   Şimdi diyeceksiniz ki ne zırvalıyor bu..?! Zaten biz bunların hepsini biliyoruz.. Evet biliyorsunuz.. Maden biliyorsunuz o zaman yapın kardeşim.. :) Ama yok ancak konuşmasını biliriz. Uygulamaya gelince kimse yapmaz.. Sığındığımız binlerce bahane buluruz hemen. Yok şöyle oldu yok böyle oldu, bundan bundan dolayı aslında.. Fasa fiso.. :)) Ama asıl olansa esir olmak isteyişimizdir ya da benim gibi yeniliklere alışma zorluğu ve bunun altında yatan korkularımızdır.
   Kısaca ; anlayış, gülümse, alışkanlık gibi kavramlar nasıl birer örnekse, sayabileceğim binlerce örnek daha var ki bunları anlatmaya çalışsam sayfalar yetmez. Hayat ve bizi içine alan biz insanlar her gün yenilenmek için varız. Yenilenirken olgunlaşmak için ve bir sonrakini daha güzel yaşayabilmek için varız. Benim hep çok sevdiğim bir benzetmem vardır hayata dair : '' Hayat şarap gibidir, bazen buruk bazen tatlı, bazen ekşi ; ama bir o kadar da içilecek kadar lezzetlidir.. '' Hadi bir kadeh al ve şarabın tadındaki lezzeti yakala.. Kadeh sensin, şarap hayat, hayatı içerken aldığın tat ise senin hissettiklerindir ; çünkü bir kadeh kadar sığdırıyoruz hayatı içimize ve bir kadeh kadar sığıyoruz bu hayatın içine.. :)) Becerebiliyorsan şişeden iç.. ;)))


8 Mart 2012 Perşembe

HER GÜN BİRAZ DAHA GÜZELLEŞİYOR HERŞEY.. :)

    Ben yeniden burdayım.. :) Çook uzun zaman oldu kendimle konuşmayalı.. Kendimi bu kadar boşladığım için kendimden öncelikle çoook özür diliyorum.. ;) Zaman o kadar hızla ilerledi ki yetişemedim, fark ettim ki ruhum çok gerisinde kalmış. Dur..!! dedi bir ses bana. Öyle şiddetliydi ki o ses, sirkelendim resmen. Hayatıma dair amacımdan beni saptıracak bana engel olacak ne varsa çıkardım hayatımdan. Öyle güzel ki herşey son zamanlarda, bu güzelliği kaybetmeye hiç niyetim yok. Sevdiğim değer verdiğim ne varsa hayatımda işte, insan daha ne isteyebilir ki.. :) Sende sirkelen benim gibi, sende çıkar hayatından gereksiz ne varsa ki herşey daha güzel olsun bundan sonra.. evet sana diyorum.. :))
   İşte bunca koşuşturma sonrasında, ruhum yetişti sonunda bana. Bir bütünüz yeniden.. El ele yürüyüyoruz, bir aradayız.. Öyle sıkı sıkıya bağlıyız ki.. koparmak mümkün değil bundan sonra.. Sonsuzluk kervanına biz de katıldık işte.. Tıpki EVİMİN DİREĞİ gibi.. O bu kervana 2010 yılında katılmıştı.. :) Bir kişi daha var sonsuzluk kervanına katılan, unutmadan biraz da onadan bahsedim.. Ben ona ÖLÜMSÜZÜM derim hep; çünkü o hayatımda karar verdiğim dönüm noktalarından bir tanesidir. O hayatımda SON.dur ve son olan herşey bir başlangıçtır bilirsiniz.. O sonun başlangıcı; yani kısaca SONSUZLUKTUR.. Sevdiğim, deger verdiğim herşey gibi o da sonsuzluğu hak etti mi diye soracak olursanız.. kocaman bir HAYIR..!! Fakat benim kendime verdiğim bir söz vardı ve HACER kendine bir SÖZ verirse sonuna kadar arkasında durur. Bu yüzden işte sende sonsuzluk kervanındasın artık ÖLÜMSÜZÜM.. :)
   Leyli' de olduğum zamanlarda tanıdım seni.. Ruhumu yeniden hissetmeye başladığım, ona yeniden dokunduğum zamanlarda dinledim sessizliğini.. AŞK'ı en çok sevdiğim sonbaharda buldum seni.. Bu baharın adı gibi SON BAHAR oldun gerçekten.. :) Kasımda AŞK başkadır.. :)) dolu dolu yaşarsın.. yüreğin çocuklar gibidir.. heycandan elin ayağın titrer ve kaybetmekten korkarsın.. Öylesine güzel, tutkulu ve derindir ki büyüsüne kapılıp gidersin öyle körü körüne.. Birine sonsuz güvenmek o kadar güzeldir ki.. Ona sonsuz inanmak.. :) Hayatta bundan daha güzel birşey yok sanırsınız..
   Bugünde farklı düşünmüyorum.. Hayatta birine sonsuz güvenmek kadar güzel bir şey yok.. Leyli'deyken ne hissettiysem, sonsuz güvenle hissetiğimdi ve biliyorum ki sonsuz güvendiğim ne varsa son bahara dair doğruydu, gerçekti.. Yalan değildi.. Bugün Leyli.de değilim; fakat Leyli' de olduğum zamanlarda yine sonsuz güveniyorum ona.. Vazgeçilmez olmak da güzeldir; amma vazgeçilmezler arasında TEK isen güzeldir sadece.. ;)  İşte her gün bir şeyler daha da güzelleşiyorsa, TEK olmadığınızın bilincinde olmanızdır..!! Ben hep şunu derim: Bakmasını değil sadece, görmesini bilmeli insan..!! Göremiyorsan; vay haline arkadaş.. :))
    İnsan yaşadığı olumsuzluklar arasından güzeli çekip onu yaşamasını biliyorsa, kaybettiklerinin yanında kazandıklarını fark edebiliyorsa, gülümsememesi için hiç bir neden yoktur.. Hadi sende benim gibi gülümse hayata.. :)) Hayat, dudak bükecek kadar uzun değil..!! Bu yüzden ne olursa olsun tebessümle başla her yeni güne..!! Ben her sabah uyandığımda tebessümle uyandım güne ve başardım; çünkü inandım, yılmadım, pes etmedim.. Evet belki zaman zaman kendi kovuğuma çekildim; ama bunu yapmamın sebebi hep ileriyi görmek doğruyu bulmak ve güzeli yaşamak içindi.. Pişman değilim; çünkü bunu yaparak her günüm biraz daha güzelleşmeye başladı.. Sen de çıkmazda mı hissediyorsun kendini..? Çekil kovuğuna ve ne istediğini nerde olmak istediğini düşün.. Ama öylesine değil; gerçekten düşün.. şöyle uzun uzun düşün..Sakın ha çabuk kararlar verme; çünkü hızlı kararlar yanıltır insanı.. Ha birde öyle herşeyi merak edip sonucunu tahmin ettiğin şeylerin üzerine de gereksiz gitme; başında ne hissediyorsan ve düşünüyorsan zaten genelde sonuç o olur.. ;) Bu yüzden kendini bu kadar yorma.. Kendin için doğru neyse onu bul ve uygula.. Zorlanıyor musun..? İşte tam o nokta da üzerine git; ama dediğim gibisadece kendin için doğru olanda.. ;))
   Ben zorladım, üzerine de gittim ve başardım.. :) Yeter ki inancını kaybetme..Unutma bu hayat senin ve sen var olduğu kadar hayatında vardır herşey ve herkes..!! Sen yok olursan zaten hayatın da bitmiş demektir..!!
   Hadi şimdi sende sirkelen benim yaptığım gibi.. Göreceksin bundan sonra her gün biraz daha güzelleşecek herşey..!!  :)) 

28 Aralık 2010 Salı

ELVEDA 2010

      Az önce fark ettim ki bu yıl ne kadar da yalnız kalmışım..;) Nerden çıkardım diye soracak olursam kendime, cevabı o kadar açık ki.. :) BU YIL HİÇ BİR ŞEY YAZMAMIŞIM !!! ve bu kuralsa eğer, bu kuralı yıkarak şu an itibariyle yazıyorum. Gelecekte bir gün yazılarımı kurcalarken 2010 yılına ait hiç bir yazının olmaması beni üzerdi sanırım. Şimdi ise artık üzülmeyeceğim, biliyorum.. ;)
    Evet 2011'e üç gün kala nasıl hissediyorum bir düşünim..Aslına bakarsak karmaşık diyesim var, ama bu da çok alışılmış bir durum olduğundan en iyisi ne istediğini aslında artık bilen, ama bir türlü karar veremeyen ve yeniliklerden kendini mahrum bırakamayan ben var karşımda..Ne kadar da karmaşık oldu dimi yine..;)
   Düşündüm de biraz bu yıl yaşadıklarımdan bir özet geçeyim. Bana göre bir sonun başlangıcıydı bu yıl ve bir başlangıcın sonsuzluğa sürüklenen bir dostluğuydu yakaladığım. Hani insanın en çok kavga ettiği ama bir türlü de onsuz olamadığı haller. En güzel anları onunla paylaştığın ve asla hiç bir şeye değişmeyeceğin anılar. Huzurla hüznü bir arada yaşadığımız en uç nokta belkide. Ben hep şöyle derim ona: EVİMİN DİREĞİ  :)  Onsuz bir gün sanki bir asır gibi. Paylaşılacak ne varsa paylaşılmalı dürtüsü her zaman içimde fokurdayan. Tek kelimeyle anlat deseler anlatamam, sığdıramam bir kelimeye. Öylesine değerli ki ve öylesine güzel ki içimde. Kim ne derse desin benim gözümde benim yüreğimde sonsuzluğu hak ediyor.. :)
   Biz hep örnek olduk insanlara. Benim hep vazgeçilmezlerim arasında olan ZITLIK bizde dahi hep yardımcı olmuştur bana ve hep doğruyu buldurmuştur. Neden korkar insanlar bu kadar ZITLIKtan anlam veremiyorum doğrusu. Oysa siyah ve beyaz öylesine yakışır ki birbirine ve öylesine asil durur ki anlayamazsınız. Uzun ve kısa sadece yan yana iken bir anlam kazanmaz mı..?! Sabır ve asi dengelemez mi birbirini..?! Büyük ve küçük sadece bir aradayken yenilemez mi kendisini..?! Herşeyi bir kenara atarsam bile, benim gördüğüm ve inandığım birşey var, onca ZITLIK arasında her zaman birbirini tamamlayan bir parça vardır. İşte bizde bu parçanın en büyük bütünüyüz.. :)
   Renkleri de severim ama, rengarenk olsun isterim bazen etrafım ve çoşmak isterim. Renkler her ne kadar hayal dünyasını yansıtıyor olsa da ben o dünyayı dışarı yansıtmasını öylesine seviyorum ki bu zamanlarda..Şimdi olduğu gibi :) Renkler olmasa yazamam ki..Hayallerim olmasa hatırlamam ki..Kim var ki kalemini eline aldığında hayalleri olmadan yazabilen..?! Hiç kimse..!! HMMM bazende tabi ilham gerekir.. ;)
   Dönelim bu yılın özetine.. :) 2010 nisan ayı benim için bir dönüm noktasıydı. Öylesine zor ama öylesine de güzeldi ki herşey aslında. İnanın bana hiç pişman değilim. Doyasıya yaşadım iyi gününü de kötü gününü de. Beni hiç yalnız bırakmayan o çocuk yanım ve sabrım. Teşekkür ediyorum her ikinize de .. ;) Sonra sabrımın tükendiği anlarda ki asiliğim, öylesine durulmasını öğreniyordu ki yeniden her seferinde.. ;) İşte bu yüzden seviyorum bu ikiliyi yan yana.. Dengenin getirdiği huzur ise bambaşka sonucunda.. :) Alışma süresi vardır ve tanıma, biz bu süreyi alnımızın akıyla geçtik. Emek verdik adım adım ilerledik. Öylesine sağlamdı ki attığımız her adım, işte bugün burdayız: En güzel yerinde = SONSUZLUKtayız. Öyle çok şey öğrendiktik birbirimizden  
her yeni gün, bugün yeni bir şey öğrenceğim,n hevesiyle güne başlıyorum.. ;) En güzeli ise hiç yılmamamız ve şaşırmamamız hiç bir şeye.. Hayatta öyle şeyler var ki her zaman hazırlıklıyız BİZ.. :)
   Sınavdayız der hep EVİMİN DİREĞİ bense savaş meydanında savşan bir süvariye benzetirim hep ikimizi. Öylesine hırçın ki bazen çıkışlarımız; gören gerçekten 4. dünya savaşındayız zanneder.. ;) Neden 4. dünya savaşı demem kısmına gelince, 3. dünya savaşının çünkü tam ortasındayız şu an ( sözüm meclisten dışarı : siyasi savaş) .
   Aklıma gelmişken birde lanet huysuzluklarımızdan bahsedim.. ;) üç betül kuralı: aç kalma- konsantremi bozma- çok konuşma- sigarasız ve kahvesiz kalma da diyebiliriz azda olsa 4. olarak tabi.. :p  üç hacer kuralı ise : sigarasız ve kahvesiz kalma- aç kalma- çok konuşma.. :)) DİKKAT nedense ikimizde çok konuşmaktan rahatsız oluyoruz; ama israrla çok konuşuyoruz..hehe ;))  onca ZITLIK arasında ne kadar da ortak noktamız var dimi. ZIT karakterler anşlaşamaz, cümlesini nasılda çürüttüm ama. Matematiksel açıdan bakalım birde ne dersiniz..?! iki artı (+ +) iki eksi ( - -) birbirini itekler.Yani bir arada durma şansı yoktur. Bir artı (+) bir eksi (-) birbirini çeker. Mıknatıs gibidir ve ayırmakta zorlanırsınız.. ;) İşte tüm bunlardan da yola çıkacak olursak, benim hayatımın anlamı ve vazgeçilmezi olan ZITLIK bence hatta kesinlikle doğru olan yol diyorum..!!! :)) Kaybettiğini sandığın anlarda,  kazandıklarını fark edebilirsen ne kadar doğru bir seçim yaptığımı anlarsınız..;)
   Kendime, EVİMİN DİREĞİNE, aileme, arkadaşlarıma ve size şimdiden ZITLIKLARLA dolu bir yıl diliyorum..!!!  2011 yılının hepimize en güzel ZITLIĞI getirmesi dileğiyle..!! Unutmadan, bana mükemmel bir yıl yaşattığın için sana da teşekkür ederim 2010. Hafızalarımızda hep güzel olarak kalman dileğiyle..!!! :))

26 Eylül 2009 Cumartesi

Eski Dostlar




Tatil bitti ve ben okul moduna girmeye çalışmakta olduğum şu günlerde uzun süredir içimi dökemdiğim için ayrıca bir gerginlikle birlikte azda olsa sıkıntımı atmak için bugün yeniden burdayım.
Son günlerimi dolu dolu yaşadığım ama bir o kadar da yorucu diyebileceğim ramazan ayı ve bayram herşeye rağmen yaşamaya değer günlerdi.Çocukluğumu yeniden yaşadım sanki.Çengelköy,kuleli hatta üsküdar bile o kadar farklıydı ki benim için,tadını sevgili dostum eduşum gelince anladım bu yerlerin ne kadar güzel ve farklı olduğunu.Oysa o kadar tatzızdı ki onsuz gittim zamanlar...
Meşhur çınaraltı ve deli dolu zamanlarımızı yeniden anarark yaşattık sanki.Aziz amcanın gazabından korktuğumuz günler ( eduşun babası ) ve ona rağmen gizlice yinede gidişimiz.Hatta zaman zaman yakalanışımız bile güzeldi ;)

Sonra kızkulesi hiç içine girmememe rağmen karşısında bile 2. kez oturuşumun 2. si sadece bana tat vermişti.Benim için içine gitmenin özelliği ise ayrı bir konu ( Sadece hayatımın adamıyla ;)

Üsküdardan eminönüne vapurla geçişimiz o denizin kokusunu içimize çekişimiz ne bilim işte herşey her zamankinden daha güzel gelmişti bana sanki.Gerçi eminönünde benim düşüşümde eklenince o güne ayrı bir güzeldi
;) spor ayakkabıyla düz yolda o denli bir uçuşu bir ben gerçekleştirebilirim sanırım :)) Dizim hala mor :(
Bitmedi tabi o günün bir de dönüşü var.Gecenin 12.sinde eminönünde vapur sferlerinin olmadığını 15 senedir hala öğrenememiş olan ben hatta taxicide öğrenememiş :) öylece sap gibi kalakaldım ve sevgili arkadaşlarım da tabi..Ama şikayetçi değildik hiç birimiz.Eminönünde gecenin o saatinde hiç balık ekmek yememiştim, hele ki sadece 3 kızın olduğu bir eminönü gecesi.Tarihi balıkçı ve meşhur ibo şarkıları eşliğinde ve adını bilmediğim bir ton nostalji arabesk ;)) ^ Leyla Leyla kaç kere evlendin Leyla..^  Allahım sana geliyorum oldum yaa ;))
Sonra ver elini BJK hehe ordan motorla Üsküdar ve nihayet bin tane taxsi ve toplu taşıma aracı değişimi sonrasında eve vardık.

Ertesi gün Kadıköy fazlı eee kadıköyde falcı görüpte fal baktırmadan geçmek olmaz.Dedik adet yerini bulsun ve tam bir sallama sonrası, aferin ağbi bu sefer gerçekten baktın..E masadaki sohbet almancanın dışına çıkamayınca ;))  Bol kola ve kahve faslından sonra dişçi sendromu başladı,ama o da kesmedi ardından bağdat caddesi ve orayı alt üst etmek ayrı bir tantanaydı sormayın..Sapık doktor maduru arkadaşım benim.. ;)


Ve daha bir çok güleç durum yaşadık tabi.Anlatsam bitmez.Onun için bu konuyu burda kesiyorum ve 7 senelik haretin ardından dolu dolu yaşadığımız bu günler için hem Eduşa hem Sedaya çok teşekkür ederim.Sizi seviyorum kızlar ve bir sonraki buluşmamızın bu kadar uzamaması dileğiyle.. :))))

10 Eylül 2009 Perşembe

her şey her zaman doğru mu gider :)

07-09-2009 pazartesi sabahı zuzum ve ben kabataşa doğru yola çıkmış durumdayız.O her zamanki gibi çok ama çok sevdiği işine ;) bense tatil modundan çıkmaya hazırlanmış sevgili okulumun yeni dönem kaydına gidiyorum.Deniz Ticaret odası önünde ayrılışımızla ben yürüyerek devam ederken yoluma vardım kabataş iskelesine nihayetine.Nede özlemişim vapur sesini,insan kalabalığını ve koşuşturmayı istanbulun bu güzel sabahında.Ama en çok kitap okumayı özlemişim denize karşı :) Arşivimden gözüm kapalı çekip aldığım kitabı çantamdan çıkarışımla daha da bir mutlu oldum tabi; José Mauro de Vasconcelos ŞEKER PORTAKALI, ne uzun zaman olmuştu bu kitabı elime almayalı.Unutmuştum doğrusu içerisinde yazılanları..İkinci sayfayı çevirişimle hatırlamaya başlamıştım biraz ZEZE adını görünce;ama bana farklı şeylerde çağrıştırmaya başlamıştı.Sebebi bu muydu o adı kullanışının acaba?..Her satırı okuyuşumda karşılaştırmaya başlamıştım ikisinide istemeden de olsa;O dediğim amerikalı arkadaşımdı :)
..Ve vapur yanaştı Kadıköy iskelesine,hafif birde çiseleyen yağmur, ne güzel bir havaya bürünmüştü İstanbul bugün.İstikamet harç yatırmak için banka ve hemen gelen sıra sonrası otobüse bindim.Birde ne görim en çok uyuz olduğum insanla karşılaşmak zorunda mıyım ben ya :( Herşey güzel ya bugün geldi yanıma oturdu.Yapmacık olma durumları, ama nedense çok güzel gelmişti kız gözüme.Dedim ki var bir iş bunda ama,neyseki okula vardık yollar ayrıldı.Ben hevesli bir şekilde Fen Edebiyata girerken binanın sessizliği de eklenince tabi, benden gelen topuk sesleri ortalığı inletmeye yetmişti de atmıştı bile.Hocamın odasına doğru ilerlerken topuk seslerini bekler vaziyette kafasını dışarı doğru çevirmiş,kim bu manyak sabah sabah der bakışıyla bana gülümsüyordu :) bense kahkahayı basarak,kusura bakmayın hocam verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür yani ,dedim..;)..Hevesli ben ilk talihsizliğimle karşı karşıyaydım.Transkripler gelmemiş, benim hocam yok,sistem daha yüklenmemiş vs. Yarın gelin diye bir ses ve ben sakin insan sessiz bir şekilde oradan ayrıldım.Geçtim bizim meşhur Marmara Simite, oho bizim tayfa toplanmış bile herkes orda :) sarılmalar öpüşmeler vs. derken kadıköye indik bir grup arkadaş, oyun sohbet derken geçtik kızlara.Tabi öncesinde ben yine bir kontor faciası yaşamak için kaşındım..Her önüne gelen işletme açarsa böyle olur tabi.İnsanlar mı salak yoksa ben mi anlatamıyorum şüpe duymaya başladım bir an.Kıza transfer olmamasını 5 kez anlatmama ramen 1 saat sonra gelen kontor transfer olmuştu.Sistem deyince transfer anlayan salaklar..Yetmiyormuş gibi telim kapandı durduk yere,tabi daha önce kaydetmiş olduğum sevgili arkadaşımın nosu da telde kaldı.Sime kaydedilmemiş.Allahım dedim başladık ya devamı gelir dedim..:) o sinirle gittim telefoncuya,tüm Göztepeyi ayağı kaldırdım tabi,adam manyak o ayrı da bende sonuç olarak havamı aldım ve çıktım.Yarım saat sonra fazladan kontor geldi telime ve ardından bir özür teli..:)) Gözünü sevdiğim çenem ve soyadımın faydaları.Yemedi demi amca..Yine zafer benim :)) Tabi bitmedi arkasından davet edilmiş iftar yemeğine de gidemedim,ekildim :) ama şikayetçi değilim.Hocanın ezanı okuyuşuyla her şey yavaştan düzelmeye başlamıştı.Artık üç günlük :) arkadaşımın gelişi ve saatleri bulan sohbetimiz çok güzeldi.Ayrıntılara gelince belki başka bir  bahara ya da onlar da bende kalsın..Ama ana tema benim için neydi diye sormak gerekirse,ZEZE diyorum ve bu güne de burda bir nokta koyuyorum..:)

9 Eylül 2009 Çarşamba

yağmur mutluluk mu?

Bir kaç günlük dinlenme modundan sonra,tabi dinlenmekse bu yeniden burdayım.Öncelikle dün çocuklar gibi şen olduğum o yağmurun altında bağıra bağıra şarkı söylediğim ve sırılsıklam olduğum anın tadını tarif edemem.mutluluk bu olsa gerek.Ne de özlemişim yazın bitimini,gelen o sonbaharı.Sonbahar benim için hep özel olmuştur,aşkı en çok hissettiğin mevsimdir bence.Ruhumun dinginliğinde yaşıyorum,her anın tadını çıkartıyorum ve hayat daha da bir anlamlı ve güzel oluyor.Aşık olasım geliyor resmen yeniden ve binlerce duyguyu tadasım geliyor.At kendini sonbaharın kollarına diyor bir ses,yaşa diyor alabildiğine dopdolu..
İşte tüm bunların heycanıyla herşeyden habersiz mutluluktu benim için yağmur ta ki gelen memleketimin felaketlerini duyana kadar.Benim için mutluluk olan yağmur meğersem binlerce kişinin mutsuzluğu olmuştu.Sel basmıştı birçok yeri ve boğularak ölen onca insan :( ..Hatalı kimdi ya da kimlerdi.Günahı neydi ki onca insanın?! Çarpık bir yapılanma ve mükemmel çalışıldığını öne süren belediyler.Bu mu mükemmel yapılanma?! Yazık diyorum bunca emeğe ve yazık!! Son bir kaç senedir yapılan binalar modern görünümlü siteler,yapılan devasal reklamlar ve düşünmeden bunları alan bizler.Ne çabuk unutuyoruz bazı şeyleri,şaşasına kapılıp gidiyoruz herşeyin.Oysa hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor işte,olsaydı bunca felaket manzarasına da şahitlik etmezdik bugün.At gözlüğünü takmış yürüyoruz sanki,bomboş bakıyoruz öyle dümdüz.Görmesini bilmeli insan..İşte bunca şeyin arasında utandım kendimden,nasıl olurda yağmur beni bu kadar mutlu etti diye :( Suçlu hissettim kendimi,duyarsız ve bencil hissettim.şimdi soruyorum kendime: ''Mutlu olmayı hakkettin mi?'' bunun cevabını vermek o kadar zor ki..:(